Hz. Peygamberin, Hilfu’l-Fudul Cemiyetine Girmesi

Beyhakî, Cübeyr b. Mut’im’den rivayet eder ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Amcalarımla birlikte, iyi ve temiz insanların kur­dukları ittifaka (Hilfu’l-Fudul’a) girdim. Bana kızıl tüylü koyunlar ve­rilse bile, o ittifakı bozmak istemezdim.”
Yine Beyhakî, Ebu Hüreyre’den rivayet eder ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Mutayyeb (iyi ve temiz kimse)lerinki dışında Ku-reyşlilerin hiçbir ittifakına girmedim. Bana kızıl tüylü koyunlar verilse bile, o ittifakı bozmak istemezdim.” Hadiste geçen mutayyebler sözüyle Haşim, Ümeyye, Zühre ve Mahzum oğullan kastedilmiştir. Bazı siyer âlimleri ‘mütayyeblerin ittifakı’ sözüyle, Hilfu’l-Fudul’un kastedildiği­ni söylemişlerdir. Çünkü Hz. Peygamber, mutayyebler ittifakı yapıldığı zaman, henüz dünyaya teşrif etmemişti. Ben de, bunun kuşkusuz böyle olduğu görüşündeyim. Şöyleki: Kusayy’m ölümünden sonra Kureyş-liler, bir ittifak kurmuşlardı. Sebebi de şuydu: Kusayy’m kendi oğlu Abdu’d-Dar’a devrettiği sikaye, rifade, liva,nedve, hicabe gibi görevleri[17], başkaları ele geçirmek istedi. Bu sebeple de Abdumenaf oğullan arasın­da çekişme çıktı. Her gruba, Kureyş kabilelerinden yandaşlar çıktı.
Herkes, kendi yandaşına destek vereceğine yemin etti. Abdume­naf m adamları ve arkadaşlan, içinde koku bulunan büyük bir kap geti­rerek ellerini o kokuya batmp yeminleştiler. Kokulu ellerini Ka’be’nin duvarlarına sürünce de kendilerine (Kokulular) anlamına gelen Mutay­yebler dendi. Bu yemin ve ittifaktan kasıt, Hilfu’l-Fudul cemiyetidir ki, Abdullah b. Cüd’an’m evinde kurulmuştur. Humeydî’nin rivayetine gö­re Rasûlullah (s.a.v.), bu cemiyetle ilgili olarak şöyle buyurmuştur:
“Abdullah b. Cüd’an’m evinde yapılan bir ittifakta hazır bulundum. İslâmiyet döneminde de böyle bir ittifaka girmeye çağnhrsam, icabet ederim. Onlar, faziletleri sahiplerine iade etmek, zalimin mazluma hak­sizlik etmesini önlemek için çalışmak üzere yeminleşmişlerdi.”
Anlatıldığına göre Hilfu’l-Fudul cemiyeti, bisetten yirmi sene önce zilkade ayında, yani Ficar savaşından dört ay sonra Abdullah b. Cud’an’m evinde kurulmuştur. Ficar savaşı da, o senenin şaban ayında yapılmıştır.
Hilfu’l-Fudul, Araplar arasında kurulan en kıymetli ve en onurlu bir ittifaktır. Bu ittifakı kurmak isteyen ve bu konuda konuşup halkı böyle bir ittifaka katılmaya çağıran ilk şahıs, Abdülmuttalib oğlu Zü-beyr olmuştur. Sebep şuydu: Zebid şehrinden bir adam, Mekke’ye mal getirmiş. As b. Vail, adamın malını satın almış ama hakkını vermemiş. Adam, ona karşı kendisine yardım etmeleri için Abdu’d-Dar, Mahzum. Cümah, Selim ve Adiyy b. Ka’b kabilelerine başvurmuş. Ama bunlardan hiçbiri, As b. Vail’e karşı ona yardıma yanaşmamış, üstelik yanlarından kovmuşlardı. Adamcağız işin kötüleştiğini anlayınca, sabahleyin gün doğarken Ebu Kubeys dağının tepesine çıkarak, Ka’be’nin çevresindeki meclislerinde oturmakta olan Kureyşlilere yüksek sesle şöyle bağırır:
“Ey Fihr ailesi! Yurdundan ve aşiretinden uzakta kalan, Mekke’de malı elinden alınan mazlum bir adama yardım edin, üzerinde yolların tozu duruyor. îhrama girmiş, umre yapmak istemiş, ama umresini ta­mamlamamış. Ey Hatim’le hacer-i esved arasında duran adamlar! Bile­siniz M Mescid-i Haram, onur ve mürüvveti tam olan kimselerindir. Ha­inlik ve günahkarlık elbisesini giyenlerin değildir.”
Zebidli adamın bu hitabı üzerine Abdülmuttalib oğlu Zübeyr, ayağa kalktı ve:”Bu adamı, kendi haline bırakamayız.” dedi. Haşim, Zühre ve Teym b. Mürre, Abdulah b. Cüd’an’m evinde toplandılar. Abdullah, on­lara yemek verdi. Haram aylardan zilkade ayında sözleşip Hilfu’l-Fudul cemiyetini kurdular. Yemin ederek dediler ki: “Deniz, bir yün parçasını ıslattığı, Sebir ve Hira dağları yerlerinde durduğu müddetçe zalime kar­şı mazlumun yanında yer alıp tek bir el gibi hareket edecek ve hakkını alıp kendisine vereceğiz. Yaşantımızda da birbirimize destek verip te­selli edeceğiz.”
Kureyşliler, bu ittifaka, “Hilfu’l-Fudul” adını vererek, ittifakı ya­panlar için; “Bunlar faziletli bir işe girdiler.” dediler. Sonra da As b. Va-il’e gittiler. Zebidli adamın malını, onun elinden alıp sahibine verdiler. Abdülmuttalib oğlu Zübeyr bu iş için şöyle demişti:
“Hepimiz aynı diyarın sakinleri isek te onlara karşı bir pakt kurma­ya yemin ettim. Kurduğumuz bu pakta da Hilfu’l-Fudul adım verdik. Bu pakt sayesinde yabancı ve garip kimseler, yerlilere karşı korunacaktır. Ka’be’nin çevresindeki halk ta bizim zulme karşı olduğumuzu ve her türlü kötülüğe engel olacağımızı bilsinler.”
Zübeyr, bir başka şiirinde de şöyle demiştir:
“Faziletli kimseler, Mekke içinde tek bir zalim barındırmamak üzere akidleşip yeminleştiler. Bu iş üzerinde sözleşip kesin güvence verdi­ler. Buna göre yerli de, yabancı da, haksızlığa karşı korunacaktır.”
Kasım b. Sabit’in “Garibü’l-Hadis”, adlı eserde anlattığına göre Has’amh bir adam, hac veya umre için Mekke’ye gelmişti. Beraberinde Katul adında dünya güzeli ve parlak yüzlü bir kızı vardı. Nebih b. Hac-cac adındaki biri, bu kızı kaçırıp babasından gizlemişti. Has’amh kızın babası; “Bu adama karşı bana kim yardım eder?” deyince, ona; “Hilfu’l-Fudul cemiyetine başvur.” dediler. Adam, Ka’be’nin yanma gidip: “Ey Hilfu’l-Fudul mensupları!” diye seslenince, dört bir yandan yalın kılıç adamlar yanma gelerek; “İşte yardım sana geldi. Ne derdin varsa söyle.” dediler. O da; “Nebih, bana haksızlık etti. Kızımı zorla alıp götürdü,” de­yince, onu da yanlarına katarak Nebih’in evine gittiler. Kapıya gelen Nebih’e: “Yazıklar olsun sana. Bizim kim olduğumuzu, nasıl bir cemiyet kurduğumuzu ve ne üzerine sözleştiğimizi biliyorsun. Hadi, çıkar bu adamın kızını.” dediler. Nebih; “Olur, ama hiç değilse, bu gece kızdan yararlanayım.” deyince onlar; “Hayır, Allah’a andolsun ki onun bir dam­la sütünden bile yararlanmana müsaade etmeyiz.” diyerek kestirip attı­lar. O da çaresiz kalınca gizlediği kızı onlara teslim etti. Teslim ederken
de şu şiiri okudu:
“Arkadaşım gitti. Katul kızı kutlayamadım. Onlarla da güzel bir şe­kilde vedalaşamadım. Çünkü Hilfu’l-Fudul’un adamları, bu işe engel ol­maya kararlıydılar, gördüğüm kadarıyla. Aslında onlardan korkuyo­rum. Kafile, geceleyin develere binip yola çıktı. Artık buralarda kalaca­ğımı sanmayın. Çünkü hakarete uğradım ben.”
Hilfu’l-Fudul cemiyeti, Cürhümlülerin de mazlumu zalime karşı korumak için kurdukları cemiyete çok benziyordu. Cürhümlülerin eşrafından üç kişi, o cemiyeti kurmuştu. O üç kişiden her birinin adı Fadl idi: 1- Fadl b. Fudale. 2- Fadl b. Vedae. 3- Fadl b. Haris.
Bu, İbn Kuteybe’nin görüşüdür. Süheylî’nin naklettiğine göre o üç kişinin adları şöyledir: 1- Fadl b. Şüraa. 2- Fadl b. Bidae. 3- Fadl b. Kudaa.
Muhammed b. îshak b. Yesar dedi ki: Rureyş’ten bazı kabileler, Hil­fu’l-Fudul kurma çağrısında bulundular. Bunun için, en yaşlı ve en şe­refli adamları olan Abdullah b. Cüd’an’m evinde toplandılar. Onun ya­nında Haşim oğulları, Abdülmuttalib oğulları, Esed b. Abdüluzza oğulları, Zühre b. Kilab ve Teym b. Mürre yemin ettiler. Mekke’de yerli veya yabana bir kimse haksızlığa uğradığı takdirde onun yanında yer almak ve hakkını zalimden alıp kendisine geri verinceye kadar çabala­mak üzere sözleşip ittifak ettiler. Kureyşliler, bu ittifaka “Hilful-Fudul”
adını verdiler.
Muhammed b. îshak, Rasûlullah (s.a.v.)’m şöyle buyurduğunu söy­ledi: “Abdullah b. Cüd’an’m evinde yapılan bir ittifakta hazır bulundum.
Bana kızıl tüylü koyunlar verilse bile o ittifakı bozmak istemezdim. İslâmiyet döneminde de böyle bir ittifaka davet vaki olursa, mutlaka icabet ederim.”
İbn îshak, Muhammed b. İbrahim b. Haris et-Teymî’nin şöyle dedi­ğini rivayet etti: Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin ile Medine Emîri Velid b. Utbe arasında, Zi’1-Merve vadisindeki bir mal üzerinde anlaşmazlık çıkmıştı. Velid b. Utbe’yi, amcası Muaviye b. Ebu Süfyan Medine’ye emîr tayin et­mişti. Velid b. Utbe, emirlik makamına güvenerek Hz. Hüseyin’e baskı yapıyor gibiydi. Hz. Hüseyin, ona dedi ki: “Allah’a andolsun ki, ya hakla­rımı verirsin, ya da kılıcımı elime alıp Rasûlullah(s.a.v.)’ın mescidine gi­der, orada Hilful-Fudul mensuplarını yardıma çağırırım!”
Hz. Hüseyin’in bu sözlerini Velid’e söylediği esnada orada hazır bu­lunan Abdullah b. Zübeyr, şöyle demişti: “Allah’a andolsun ki, Hüseyin, Hilful-Fudul mensuplarını yardıma çağırması halinde ben de kılıcımı elime alırım. Hakkını alıncaya veya hepimiz ölünceye kadar onun ya­nında olurum!”
Bu haber Misver b. Mahreme b. Nevfel ez-Zührf ye ulaştığında, o da aynı şeyleri söylemişti. Abdurrahman b. Osman b. Ubeydullah et Teymî, bu olaydan haberdar olunca, o da aynı şeyleri söylemişti.
Velid b. Utbe, yukarıda adı geçen kişilerin böyle konuştuklarını duyduğu zaman Hz. Hüseyin’in hakkım vererek gönlünü hoşnud etmiş­ti

Pin It

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>